BÜYÜKŞEHİRLERDE KOMŞULUK İLİŞKİLERİNİN DÖNÜŞÜMÜ VE BUGÜNKÜ DURUMU

By Posted on 0 Comments3min read142 views
BÜYÜKŞEHİRLERDE KOMŞULUK İLİŞKİLERİNİN DÖNÜŞÜMÜ VE BUGÜNKÜ DURUMU

Büyükşehirlerde komşuluk ilişkilerinin dönüşümü ve bugünkü durumu

Eskiden ilkokullar ve etrafında yer alan konutlar planlanırken bu alana, “komşuluk birimi” denirdi. Komşuluk birimleri; mahalle kadar büyük olmayan, belli sayıda haneden oluşan, yüz yüze ilişkilerin öncelikli olduğu ve kişilerin gündelik hayatlarında ihtiyaç duyabilecekleri alışveriş alanı, park, okul gibi mekanları barındıran yerlerdi. Ancak bugün geldiğimiz noktada özellikle de nüfusu on milyonlarla ifade edilen şehirlerde komşuluk birimi dediğimiz şey sadece coğrafya kitaplarında kaldı. Bugün aileler çocuklarını mahalledeki okula değil, şehir hatta ülke dışına; en iyi eğitimi alacağını düşündükleri okula gönderiyor. Alışverişlerini mahalle bakkalı veya manavından değil, büyük marketlerden hatta çoğu zaman internetten yapıyor. Değil aynı mahalledekiler, neredeyse aynı binada yaşayanlar bile birbirini tanımıyor. Bunda büyükşehirlerin sürekli değişen profilinin de payı yok değil.

Yeni dünyada “mahalle” kavramı
Yukarıda bahsettiğimiz haliyle herkesin birbirini tanıdığı, ulusal kanallardaki dizilerde kendine sıkça yer bulan “mahalle” kavramı günümüz için artık pek de gerçekçi değil. Günümüzde komşuluk ise biraz çetrefilli bir konu. Komşular evinizde kahve kalmadığında başvuracağınız dostane kapılar olmaktan çıkarak her yaptığınızı kontrol eden, evinize giren çıkanları sayan kişilere dönüştüler neredeyse. Bu elbette biraz da şans meselesi; dolayısıyla istisnaları hariç tutuyoruz. Ancak büyük kentlerde kişiler arası güven duygusunun azalması, kiracıların sürekli değişmesi ve farklı yaşam biçimleri; aynı kentsel mekanı paylaşan bireylerin komşuluk ilişkisi geliştirmesini oldukça zorlaştırıyor. Bu yüzden de insanlar kimsenin birbirini tanımadığı, dahası tanımayı da tercih etmediği çok haneli devasa projelerde yaşamayı tercih edebiliyor. “Kahveye ihtiyacım varsa internetten sipariş veririm, gelir” düşüncesi de gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Komşuluğu yeniden tanımlamak
Yaşanabilir ve sağlıklı kentsel mekanları yalnızca çevresel iyileştirmelerle sağlamak mümkün değil. İçinde yaşayan insanların birbirleriyle olan ilişkileri, yaşam pratikleri ve kendilerini söz konusu mekana ait hissetmeleri; bir kent parçasını güvenli ve yaşanabilir kılmak konusunda, geniş kaldırımlar ya da çöp konteynerlerinden çok daha büyük bir önem taşıyor. Ayrıca kişiler arası ilişkiler mekanın güvenliği açısından da birincil faktörler arasında. Birbirinden haberi olan, yaşadığı yeri seven ve kendini oraya ait hisseden kişiler, kentsel mekanın köhneleşmesine izin vermiyor; sorunları sahiplenerek birlikte çözmek için çaba gösteriyor. Tüm bunlar, gündelik hayatın inanılmaz hızlarda yaşandığı kentlerde, sürekli değişen gündemler tarafından serseme dönen kentli için bir çeşit çapa yani kökleşme vazifesi görüyor.

Bu yüzden komşuluk ilişkilerini bugün 30 yaşın üzerinde olan herkesin hatırlayacağı “Süper Baba” dizisi üzerinden değil de bir mekana aidiyet hissetmek, orada güvende hissetmek, benzer insanlarla bir arada bulunmak ve benzer yaşam pratiklerine sahip olmak olarak tanımlamak, kentteki hızlı yaşam içinde hayatta kalmayı kolaylaştırdığı gibi bir zamanların gözde tabiri olan “yabancılaşmayı” da azaltıyor. Evet, belki artık sokaklarında top oynanan, herkesin sabah evden çıktığında birbirine selam verdiği mahalleler yok ancak kendimizi güvende hissettiğimiz ve arada tanıdık yüzler görmekten memnun olduğumuz, pandemi gibi beklenmeyen durumlarda yardımlaşabileceğimiz insanlarla bir arada olmayı istemek de hala çok ama çok insani bir ihtiyaç.

Share

What do you think?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Comments Yet.