DAHA AZ EŞYA, DAHA ÇOK YAŞAM: 100 THINGS CHALLENGE

By Posted on 0 Comments4min read174 views
DAHA AZ EŞYA, DAHA ÇOK YAŞAM: 100 THINGS CHALLENGE

Daha az eşya, daha çok yaşam: 100 things challenge
Minimalizm 1960’larda modern sanatta kullanılmaya başlanan, sadeliği ön plana çıkaran bir kavramdı. Dünya 2008 yılının sonlarında Dave Michael Bruno adında bir adamla tanıştı. Dave, genelgeçer bir mesleği, tatmin edici bir maaş çeki olan başarılı bir baba ve kocaydı. San Diego’daki evlerinden taşınacakları zaman, ne kadar çok ve gerek duymadıkları eşyaya sahip olduklarının farkına vararak radikal bir karar verdi. Bu radikal değişiklik, kimileri için kulağa çok korkutucu gelse de hayatını yalnızca 100 parça eşya ile devam ettirmekti. Dave kendisine gerekli olan eşyaların bir listesini yaptı; bu eşyaların içinde ayakkabıları, tişörtleri, çorapları da dahil olmak üzere toplam 96 parça eşya vardı.

Dave bu yeni yaşam tarzını “100 things challenge” olarak formüle ederek bir blog açtı. İlk aşamada 1 yıl boyunca devam eden süreci ve deneyimlerini başkalarıyla paylaştı; eşyanın yükünden bıkmış, ağırlıklarından kurtulmak isteyen birçok kişiye ilham kaynağı oldu. Dave daha sonra felsefesiyle aynı adı taşıyan “100 Things Challenge” isimli kitabını çıkardı; TED toplantılarında konuştu ve bu felsefeyi yaymaya gayret etti. Sistemin bize dayattığı, reklam sektörünün de inanılmaz bir şekilde desteklediği; her gün yüzlerce uyarıcı vasıtasıyla tüketmemize yönelik mesajlara karşı bir meydan okuma aslında 100 things challenge. Minimalizm temelli bu yaşam felsefesi bugün tüm dünyada binlerce kişiyi ardından sürüklemiş durumda.

Mutluluğun formülü çok açık: Sadeleşmek
100 things challenge sahip olduğumuz eşyaların bizi mutlu ettiğine dair inanışı kökünden sarstı; mutluluğun satın almakla, sahip olmakla, eşyalarla, kıyafetlerle herhangi bir bağlantısı olmadığını hatırlattı. 2010’ların başından itibaren bu çağrıya cevap veren binlerce insan, minimalist bir yaşam tarzını benimsedi. Azla yetinmeyi öğütleyen bu felsefenin insanlar kadar doğaya da büyük katkısı var. Tüketim çılgınlığı yalnızca bütçemizi ve psikolojimizi etkilemiyor; “satın alma takıntısı”nın yaşadığımız dünya için de ağır sonuçları var.

Hemen bir örnekle konuyu netleştirelim: İster erkek ister kadın olalım neredeyse hepimizin en az bir, muhtemelen çok daha fazla sayıda kot pantolonu vardır ama genel olarak giydiğimiz, favori kotlarımızın sayısı 2 ya da 3’ü geçmez. Kot pantolon üretiminde kullanılan mikrofiber çevreyi kirletir, kumaşta kullanılan kimyasal maddeler ise karbon emisyonu ve çevre kirliliğine neden olur. Bir kot pantolonun üretimi için kullanılan su miktarı, 104 kişinin duş alırken kullandığı su miktarına eşittir. Kot pantolon üretiminde çalışan işçilerin, uzun süre zehirli kimyasallara maruz kaldıkları için çeşitli ölümcül hastalıklara yakalandıkları ve bazılarının hayatını kaybettiği ise olayın bir başka önemli yüzü. Şimdi kendimize şunu soralım: Hayat boyu belki 1 ya da 2 kere giyeceğimiz bir kot pantolon için dünyanın ve insanların bu kadar bedel ödemesine değer mi? Cevabı hepimiz biliyoruz.

Tekstil ürünlerinin üretim süreçlerinin doğal kaynaklarımızı tüketip çevremize zarar verdiği ortadayken, hazır giyim sektörünün eğilimi -çevre duyarlı markalar dışında- kıyafetlerdeki pamuk oranını, kaliteyi ve kullanım ömrünü gün geçtikçe düşürmeye devam etmekten yana. Daha önceleri 2 ana dönem (ilkbahar/yaz, sonbahar/kış) için koleksiyon hazırlayan moda markaları artık yılda 52 haftayı kapsayacak şekilde çalışma yapıyor ve her hafta tüketicilere yeni trend adı altında yeni modeller sunuyor. Tekstil üzerinden örnek verdik ancak küresel ısınmada geldiğimiz geri döndürülemez noktanın tek sorumlusu tekstil değil elbette. Teknolojiden gıdaya, üretim sektörünün şu anda çevreye verdiği zarar, doğanın dengeleyebileceği miktarın çok üzerine çıkmış durumda. Bu gidişatı tersine çeviremezsek ekolojik ve yaşamsal bedellerini ödeyeceğimiz günler ise oldukça yakın.

Azalt – reddet – yeniden düzenle
100 things challenge, insanın sadece fiziksel yüklerinden kurtulduğu bir felsefe değil; yaşadığımız gezegeni korumak adına da çevreci bir girişim. Siz de gezegeniniz ve kendiniz için bir şeyler yapmak ve yaşamınızda mutluluğa yer açmak istiyorsanız hemen şimdi gereksiz eşyalarınızdan kurtulun (azaltın); gereksiz yeni alışveriş yapmayın (reddedin) ve önceliklerinizi yeniden düzenleyin. İşte bu kadar “basit”!

 

 

 

 

 

 

Share

What do you think?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Comments Yet.