KENTLİLİK BİLİNCİ NEDİR? KENTLİLİK BİLİNCİNİ GELİŞTİRMENİN YOLLARI

By Posted on 0 Comments4min read204 views
KENTLİLİK BİLİNCİ NEDİR? KENTLİLİK BİLİNCİNİ GELİŞTİRMENİN YOLLARI

Kent ve kır ayrımı Yeşilçam’ın en bereketli konularından. Küçük bir kasabadan büyük kente göçüp kentin keşmekeşinde kaybolanlar, tutunamayıp geri dönenler, değişip “kentli” olanlar derken kentler; izlemeye doyamadığımız, bitmek bilmeyen o hikayelerin her daim başkahramanı olagelmiştir. Peki kentli olmak ne demek kaçımız biliyoruz? Yeşilçam’dan öğrendiğimiz haliyle havalı kıyafetler giymek ve aksansız bir dille konuşmak bizi kentli yapmaya yetiyor mu? Yoksa kentlilik bilincinin ne giydiklerimizle ne de nerede doğduğumuzla alakası yok mu?

Kent ve kamusallık
Kentler kamusal mekanların yoğun olarak bulunduğu yerleşimlerdir. Parklar, meydanlar, kamu kurumları, kültür kurumları hatta toplu taşıma bunların başında gelir. Kentlerde yaşayanlar bu alanlarda sık sık karşılaşır ve birbiriyle iletişime girer. Bu mekanlar evlerimizden sonra belki de en çok kullandığımız yerlerdir. Kamusallık, ortak kullanım ve mekanın paylaşılması, kentli olmanın ve kentlilik bilincinin en önemli parçasıdır. Hatta kamusal mekanlar kentlilik bilincinin inşa edildiği yerlerdir, desek pek de abartmış olmayız. Kamusal mekanların kendilerine özgü yazılı ve yazısız kuralları vardır. Karşılaşma ve tanışmalara izin veren, sürpriz unsuru içeren kamusal alanlar aynı zamanda toplumsal bilgi, görgü ve kültür alışverişinin yapıldığı, kentli olmayı belki de en çok hissettiğimiz yerlerdir. Dolayısıyla kamusal mekana katılım ve oradaki davranış kalıplarına, diğer bir deyişle teamüllere hakimiyet, kentlilik bilincinin en önemli parçasıdır.

 

Aidiyet ve sorumluluk
Konuya sinemayla başlamıştık, devam edelim. Aidiyet kavramının adeta antitezi olan yabancılaşma, sinemada kente dair en çok işlenen kavramların başında gelir. Yalnız, huzursuz ve kendini bir yere ait hissedemeyen “kentli” çeşitli çıkmazlara sürüklenir, içinde bulunduğu mekana ve topluma zaman içinde yabancılaşır ve kentte kaybolur. Aidiyet, yaşadığımız yere dair sorumluluk alma ve toplumsal süreçlere bireysel katılım gösterme; yabancılaşma duygusunun önüne geçmesinin yanı sıra kişilerde kentlilik bilinci oluşmasını da sağlar. Aidiyet ancak bir yeri sahiplenmek ve ona dair kararlarda söz sahibi olmayı istemekle gelişir. Oturduğunuz eve muhtarın rastgele gelip bir koltuk takımı yerleştirdiğini düşünün. Mutlu olmazdınız değil mi? Kentlerde bizim dışımızda gelişmesine karşın hayatımızı doğrudan etkileyen pek çok olay yaşanır. Bunların sayısı arttıkça göz ardı edildiğimizi hissederiz; aidiyet duygumuz zedelenir. Oysa yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ya da sosyal inisiyatifler aracılığıyla kentte sorumluluk alabilir; yaşadığımız yere sahip çıkarak kentlilik bilincimizi geliştirebilir ve böylelikle yaşadığımız yerle daha derin bağlar kurabiliriz.

Kentsel yaşama katılım
Yaşamımız anılarımızın bir bütünüdür. Bireysel anılarımız belleğimizde yer eder ve hayatımızın anlatısını kurar. Aynı şey toplum için de geçerlidir. Kolektif bellek dediğimiz şey bir çeşit ortak anı ve ortak geçmiş üretimidir. Kolektif bellek elbette yalnızca kentlere özgü bir toplumsal anlatı kurma biçimi değildir. Hatta kırsal alanlar ve daha küçük topluluklarda kolektif bellek daha kuvvetlidir. Kolektif bellek ancak ortak yaşama katılımla beslenir. Kamusal hayatın bir parçası olmak, şehirdeki toplumsal ve kültürel faaliyetlerden haberdar olmak ve katılım göstermek kentlilik bilincini organik olarak besleyen damarlardan biridir. Bir sokağın isminin çocukluğumuzda oynadığımız yeri hatırlatması, o isim değiştiğinde kente dair anılarımızın da değişmesi, okul çıkışı gittiğimiz parklar ya da bir dönem kentteki buluşmaların tamamının gerçekleştiği bir heykel ya da tiyatro binası gibi mekanlar belleğimizde yer eder, kentle bağ kurmamızı ve o kentin bir parçası olmamızı sağlar.

Tam da bu yüzden kentlilik bilinci, faturalarımızı zamanında ödemek ya da çöpü belli saatlerde çıkarmaktan fazlasıdır. Yaşadığımız mekanı sahiplenmeyi, onu araçlar ve binalar yığını olarak görmekten fazlasını içerir. Kentlilik bilinci şehirle sürdürülebilir bağlar kurmamızı sağlayan şeylerin bütünüdür ve sürdürülebilir bağlar her ilişkiyi olduğu gibi kentle olan ilişkimizi de “iyileştirecek” olan yegane şeydir.

 

 

Share

What do you think?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

No Comments Yet.